Merhaba bugün duygular üzerine yazıyorum. Duyguları fark etmek, edememek, hissetmek, bastırmak, göstermek ve boşluğa dair. 

İnsan sadece olumsuz duyguları bastırır, buna ihtiyaç duyar diye düşünülebilir. Ancak insan olumlu olumsuz tüm duyguları bastırır. Akıl ve duygunun birleştiği nokta muhteşemken, akıl ön plana geçmek istediğinde duygular spontanlığını yitirir. 

Biriyle olan ilişkimizi duygularımız belirliyor; şakalaşıyoruz, alınıyoruz, seviyoruz, sıkılıyoruz, hayal kırıklığı yaşıyoruz gibi gibi. Bastırıldığında ise hüznü, sevgiyi, sarılmayı, ağlamayı bilemiyoruz. 

Şöyle canı gönülden özür dileyebilmeyi, pişmanım diyebilmeyi, seni seviyorum demeyi, üzüldüm diyebilmeyi başaramıyoruz. 

Küçük bir çocukken sevinince çığlık atmak, kızınca ağlamak, heyecanlanınca ellerimizi çırpmak,  kaygılandığımızda sarılıp sakinleştirilmek isteriz. Korkuyu, heyecanı, öfkeyi, sevinci taa küçücükken biliriz. Duyguların kendiliğindenliği, spontanlığı.

Çocuk zamanla rol model aldığı ebeveyninden öğrenir duygularını göstermeyi ifade edebilmeyi ve hissedebilmeyi.

Duyguyu ancak mantıkla ve akılcılıkla durdurabilirsiniz. Kurallarla, ayıp yanlış öğretileriyle bastırması öğrenilen duygular ileride duyguları bastırma şemasına sebep olacaktır. Ve bilirsiniz ki toplumumuzda duyguyu belli etmemek temelinde bu inançlardan fazlaca vardır.

Duygular gereksizdir, duygusal olan hayatta kaybeder/zorlanır, duygulara ne gerek vardır ki! Erkekler ağlamaz, aman beğendiğini karşıya belli etme, ağlamak güçsüzlüktür, çok gülen çok ağlar korkutmaları ve niceleri. Fazla sevinmek, fazla üzülmek yoktur. Şımarmasın diye çocuğunu eşini sevmez insan!. Bağ kurma ihtiyacını bastırır bilinç dışında. Etrafındakileri de bu duruma teşvik etmek ister. Bu kadar duygusal olma! Sen de amma duygusalsın gibi. Seviyeli bir aileyiz nerede nasıl duracağımızı biliriz, hafif kadınlar yüksek sesle güler, hareketlerini kontrol et çocuk gibi davranma…

Çocuktan bahsetmişken; Büyüdüğü çevrede ihmal edilen, şiddet, istismar, kaos, kavga dolu tutumlara maruz kalan çocuğun sinir sistemi başına gelenlerle savaşmayıp öfke ve dürtüsellikle de baş edemiyorsa kendi içine dönmeyi, kendi dünyasında yaşamayı hissizleşmeyi boşluk içinde kalmayı, acıyı yaşamak yerine acısız bir karanlığa gömülmeyi tercih eder. 

Çocuklukta; çatışmaya girilmesinden korkulan bir ebeveynin varlığı. İstersem engelleneceğim, bunu bildiğimden kökünden keseyim. İstedimde olmadı olmasın, hem de azar işitmeyeyim. İhtiyaçlarımı hissetmemi, engeller. Acımadı acımadı, bak aa uçak gibi duygularının önemsiz olduğunun gösterilmesi. 

Amacı kişiyi rahatlatmak olan koruyucu bir yöntem aslında. Acısız boşluğun içinde dalgalandıkça çevresinden kopar, olumsuzlukla birlikte tüm duygulardan uzaklaşır, davranışları ilişkileri yüzeyselleşmeye başlar. 

Çocukluk yaşantıları sinir sistemi açısından kıymetli. Ama neyse ki sinir sistemi gelişimi yaşam boyu devam ediyor. Öfkeli binin daha az öfkeli olması, eleştirel birin daha az eleştiride bulunması, incinebilirliği yüksek olan birinin daha iyi tolere edebiliyor olması yani kısacası değişimin kendisi savunma sisteminin değişiyor olmasıdır. Veya tam tersi olabilir, işi ilişkisi sebebiyle kişi daha katı hatalara karşı toleresi daha düşük bir hal de alabilir. Bu savunma sisteminin değişmesidir. 

İşe yarar bir hal de alabilir. Ruha acı çektirecek bir hal de alabilir. 

Duyguyu bu denli yok saymanın yerini ne alır peki? 

Başarı, beklentilerden onaylanarak çıkmak, yeterlilik hissi. Kendi duygunu fark etmekten başla. Birine imrendiğini kıskandığını kendine itiraf ettin mi yakın zamanda? 

Etrafımızdan önce duygularımız kendimiz fark ediyoruz. Ve duygunun yarattığı duygulanım da çevremiz tarafından elbette algılanıyor. Soğuk ve mesafeli görünüm duyguları bastırmanın en dışa vuran özelliğidir belki de. Kişi kendi duygusuna da yabancı olup tanıyamadığından sezgileri de pek kuvvetli olmaz, yanılabilir. İlişkisinde bir sıkıntı olmadığını düşünürken durumdan bihaber olabilir. 

Duyguyu bastırırsın ama yok olmaz, birikir birikir ve patlar. Zaman o hiddetle şiddetle ne olacak?nasıl olduğuna inanamazsınız. Kontrol edemedikleriniz birikir, alkol cinsellik yemek alışverişle bastırmaya çalışırsınız ancak eninde sonunda kapınızı çalar. Bir solukta tüm sustuklarınız, belki fedakarlıklarınız uçar gider. Bazen de depresyon sebebi olur bastırılanlar. İfadesizlik hayattan zevk almayı köreltir. Ruh ve bedenin bir bütün olduğunu bildiğimiz noktada; olumlu olumsuz duyguları göstermemek-İfade edilemeyen duygular zamanla bedenden dışarı taşarlar. ağrılara, migrene, huzursuz bacak sendromuna, bayılmalara, fibromiyalji, bağışıklık sistemi sıkıntıları, otoimmün hastalıklar gibi. 

Son olarak en azından bir duyguya temas edeceğiniz minik bir etkinlikle kapatmak istiyorum. 

Eskilerden bir fotoğrafınızı düşünün. Çocuk yanınızın duygusu. Belki acısı, belki neşesi. Hangi halini gösterdiyse onu alın, kontrol etmeye çalışmayın, yönlendirmeyin. Sadece anlayın ve dinleyin.

Bedeninizde fark ettiğiniz bir duyum var mı bakın. El ayaklarınız, başınız, mideniz… Kendiliğinden gelsin.

Bedensel duyumu fark ettikten sonra oradaki duyguyu fark edin. Bedenden duyguya erişebilirsiniz. 

Bu yazı esnasında hangi duygularınızın farkına vardınız acaba merak ettim doğrusu. 

Her zaman olumluyu hissedemeyiz olumsuz duygu da kıymetlidir. 

Acı bize yol gösterir, mutlulukta. Duygularımı gösterebilseydim hayatım nasıl olurdu? Etrafımdaki kişilerle ilişkim nasıl olurdu bi düşünün. 

Ve şu kesin ki; Acıyı hissetmemeye odaklı bir sistem, sevgiyi de hissedemez. 

Sevgiler.

Write a comment

Hemen Arayın
WhatsApp